Skip to content

Bir tür olarak değil, „silah" olarak köşe yazısı

0 dk okuma
Paylaş

Medya alanı bugün köşe yazılarıyla dolu. Her gün düzinelerce „analist", „uzman", „bilirkişi" ve „bağımsız aydın" sözde gerçekliği açıklayan metinler yazıyor. Ama giderek kamuoyu kendisine tehlikeli bir soru soruyor - bu köşe yazılarının bir kısmı gerçek analiz mi, yoksa iyi paketlenmiş siyasi ve iş siparişleri mi?

Kurumlara güvenin düşük olduğu, medya pazarının ekonomik olarak bağımlı olduğu bir devlette, köşe yazısı kamuoyunu etkilemenin en ucuz ve en güçlü silahı haline geldi. Televizyon gerekmez, tartışma gerekmez, araştırma gerekmez. Bir „vurucu" metin yeter, birkaç portal, sosyal ağlarda paylaşım ve „kamuoyu böyle düşünüyor" atmosferi yaratılır.

Giderek aynı gün birden fazla portalda aynı duruşları görüyoruz. Aynı mesajlar, aynı kurgular, aynı „rastlantısal" anlatılar. Bu on kez tekrarlandığında, artık görüş değil - örgütlü kampanyadır.

En korkutucu olan, bir zamanlar entelektüel tartışma alanı olan köşe yazısının bugün sıklıkla şuna dönüşmesidir:

  • güçlü siyasi renk,
  • duygusal ve çatışmacı üslup,
  • konuların kişiselleştirilmesi,
  • yazar ile siyasi/iş merkezleri arasındaki küçük mesafe,
  • devasa aşırı üretim.

Köşe yazısı asla parti megafonu, kişisel hesaplaşma ya da „analiz" kılığına sokulmuş ücretli metin olmamalıydı. Gerçek köşe yazısı bir görüşten çok daha fazlasıdır. Yazarın isim, bilgi, argüman ve kişisel bütünlükle arkasında durduğu bir tutumdur.

Köşe yazarı, kamuoyunun duymak istediğini yazan kişi değildir. Köşe yazarı, kimsenin duymak istemediğini de yazma cesaretine sahip kişidir.

Medyanın tıklamalar, sansasyonlar ve günlük siyasi savaşlarla dolu olduğu bir zamanda, köşe yazısı aklın kaldığı son yer olmalı. Gerçeklerin hakaretlerden, argümanların duygulardan daha güçlü olduğu bir alan.

Gerçek köşe yazısı bir güç merkezini memnun etmek için yazılmaz.
İhale için yazılmaz.
Hibe için yazılmaz.
Parti için yazılmaz.
Ve „kendinden olanların" alkışını almak için de yazılmaz.