Skip to content

Sorun ekran değil, pencere: güneş koruyucusuz cam kenarında çalışmak cildi neden daha çok yıpratıyor

1 dk okuma
Paylaş
Sorun ekran değil, pencere: güneş koruyucusuz cam kenarında çalışmak cildi neden daha çok yıpratıyor

Yıllardır ekranlardan gelen mavi ışığın cildi "yaşlandırdığını" duyuyoruz. Kozmetik sektörü bunun üzerine koca bir ürün kategorisi kurdu. Şimdi uzmanlar, sorunun çoğu zaman dizüstü bilgisayarda değil, hemen yanındaki pencerede olduğunu söylüyor.

Perricone MD markasının dermokozmetik direktörü Mireia Fernández, "Bilgisayar karşısında geçen sekiz saati güneşte geçen sekiz saatle bir tutmam. Cilt açısından bakıldığında, güneş koruması olmadan pencere kenarında çalışmak ekranın kendisinden çok daha endişe verici" diye açıklıyor. Ekranların yaydığı yüksek enerjili ışık oksidatif strese yol açabilir, ama verdiği zarar aşırı güneşlenmenin yanına bile yaklaşmıyor.

Cam bir kalkan değil

Evden ya da ofisten çalışırken yapılan en yaygın hatalardan biri, dışarı çıkmıyorsak güneş korumasına gerek olmadığı inancı. Ultraviyole ışınların bir kısmı - özellikle UVA - camdan geçiyor ve sonuçları aynı: lekeler, nem kaybı, mimik çizgilerinin ve kırışıklıkların daha erken ortaya çıkması ve donuk bir cilt. Bu yüzden kural basit: hava nasıl olursa olsun ve dışarıda ne kadar kalırsak kalalım, sabah sürülen güneş koruyucu krem hem cildin sağlığı hem de görünümü için bir sigorta.

Ekran karşısında kaş çatmak akşam belli oluyor

Bir diğer etken de ekran karşısında gün be gün yaptığımız mimik. Dermalogica'nın dermokozmetik direktörü Irene Serrano, "Okumak için gözleri kısmak, kaş çatmak ya da uzun süre sabit bakmak, bazı mimik kırışıklıklarının günün sonunda daha görünür olmasına yol açıyor. Sabah fark edilmeyebilirler, ama akşam - özellikle cilt nemsizse - çok daha belirgin görünebilirler" diyor. Havaya da dikkat çekiyor: cilt saatlerce kuru bir ortamda, yazın klimayla ya da kışın güçlü ısıtmayla kaldığında gerginleşiyor ve pürüzleniyor, ince çizgiler daha çok görünüyor. "Bu, daha fazla kırışıklık olduğu anlamına gelmiyor: daha az suya sahip cilt onları sadece daha çok gösteriyor."

Uzmanlar nem kaybına karşı, ışıltı için ve oksidatif strese karşı güneş korumasının yanında antioksidanlar öneriyor - C ve E vitaminleri, glutatyon ve ferulik asit. Fernández, yüze her yirmi dakikada bir sprey sıkmaya şüpheyle bakıyor: "Sabah rutininin su kaybını sınırlaması daha mantıklı. Hyalüronik asit, gliserin ya da beta-glukanlar suyun tutulmasına yardımcı olurken, seramidler, skualan ve diğer lipitler bariyeri güçlendiriyor."

Medik8'in dermokozmetik direktörü Estefanía Nieto ise hiçbir maliyeti olmayan alışkanlıklar ekliyor: kısa molalar, birkaç derin nefes, çeneyi ve alnı bilinçli olarak gevşetmek ve bakışı ekrandan uzağa çevirmek. "Bu bir yaşlanma karşıtı tedavi değil, ama o gergin ifadeyi saatlerce taşımamaya yardımcı oluyor."

Kimin konuştuğunu akılda tutmakta fayda var: üç uzman da tam olarak bu sorunlar için ürün satan kozmetik markalarında çalışıyor. Bu, yanıldıkları anlamına gelmiyor - UV ışınlarının camdan geçerek etki ettiği iyi biliniyor. Ama hikâyenin tamamındaki en ucuz tavsiye bir şişede satılmıyor: çalışma masanız pencerenin yanındaysa, perde ve sabah sürülen güneş koruyucu, her türlü "mavi ışık" serumundan daha fazlasını yapar.