Skip to content

En tehlikeli zehirlenme, kimsenin haberi olmayanıdır

0 dk okuma
Paylaş
En tehlikeli zehirlenme, kimsenin haberi olmayanıdır

Tarih gösteriyor ki en büyük çevre felaketleri sirenlerle, patlamalarla ya da uyarılarla başlamadı. Sessizce başladı.

Japonya'da Minamata sakinleri, balık yoluyla vücutlarına cıva aldıklarını yıllarca bilmediler. ABD'de binlerce aile, riskin farkında olmadan zehirli atığın üzerinde yaşadı. Başka durumlarda insanlar, resmi güvenceler her şeyin yolunda olduğunu söylerken, yıllarca kirli su içtiler.

Bu örneklerin ortak noktası tek: gerçek ancak sonuçlar artık gizlenemez hale geldiğinde ortaya çıktı.

İşte tam da bu yüzden, çevreyi etkileyebilecek sanayi tesisleri söz konusu olduğunda, kamuoyunun soru sorma hakkı vardır. Entegre çevre izni, tartışmanın sonu değil, şeffaflığın başlangıcı olmalıdır. Güvenin yerini almamalı, onu gerçeklerle desteklemelidir.

Yakıt olarak atık kullanıldığında ve bunun bileşimi, kaynağı, denetimleri ile emisyon ölçümlerinin sonuçlarına dair tam bir bilgi yoksa, ciddi sorular sormak tümüyle haklıdır.

Atık sıradan bir yakıt değildir. Bileşimi önemli ölçüde değişebilir ve yanma sırasında oluşan emisyonlar da buna bağlıdır.

Yurttaşların havaya neyin salındığını, emisyonların nasıl izlendiğini, ölçümleri kimin yaptığını, ne sıklıkla denetlendiğini ve sonuçların kamuya açık olup olmadığını bilme hakkı vardır. Yalnızca tam şeffaflık ve bağımsız izleme güven yaratabilir.

Tarih bize her fabrikanın kirlettiğini öğretmez. Bize sessizliğin, bilgi eksikliğinin ve kuşkuların göz ardı edilmesinin ağır bir bedeli olabileceğini öğretir.

Söz konusu olan yalnızca ekoloji değildir. Söz konusu olan bugünkü ve gelecek nesillerin sağlığıdır. Ve sağlık asla varsayımlara değil, doğrulanabilir kanıtlara ve kamusal hesap verebilirliğe dayanmalıdır.