Skip to content

Bir Milano dairesinden yetmişlerin kulübüne: renklerden korkmayan 160 metrekarelik bir yenileme

1 dk okuma
Paylaş
Bir Milano dairesinden yetmişlerin kulübüne: renklerden korkmayan 160 metrekarelik bir yenileme

Milano'da 160 metrekarelik bir daire başka hiçbirine benzememeye karar verince ne olur? Paolo Frello & Partners stüdyosu, savaş sonrası döneme ait bir binayı - mimarlar Asnago ve Vender'in eseri, ellili yılların tipik planıyla - aldı ve onu yetmişlerin gece kulüplerinden esinlenen bir eve dönüştürdü. Nostaljik duygusallık yok: burada renk ve ışık birer süs değil, mekânı tanımlayan ve içindeki hareketi yönlendiren mimari bir araç.

Hikâye daha girişte başlıyor: gündüz ve gece bölgeleri arasında dairesel bir dağıtıcı olarak çalışan, balıksırtı dizilmiş koyu meşe parkeli yuvarlatılmış bir antre. Merkezdeki öğe, hem aydınlatmanın hem de dolapların yerleştirildiği, yivli cam borulu, kavisli metal bir saklama gövdesi - aynı anda hem duvar hem lamba olan bir mobilya.

Oturma odası, içinde yaşanan bir kütüphane olarak tasarlanmış. Tabandan tavana siyah bir raf, sahiplerin tüm kitap koleksiyonunu taşıyor; önünde ise Cassina'nın iki efsanevi Soriana koltuğu duruyor - biri mavi, biri gri. Merkezi, siyah lake ve dumanlı camdan özel yapım bir masa tutuyor.

Tabandan tavana siyah bir kitaplık ve mavi bir koltukla oturma odası

Oturma odasının köşesinde kulüp estetiğinin en doğrudan alıntısı saklı: aynalı duvarları ve şişe rafları olan bir bar köşesi. Televizyon, bronz tabanlı ve üstü lake camlı, funda ağacından bir öğenin üzerinde duruyor - yetmişlerde glamourun zirvesi olan, bugün ise büyük kapıdan geri dönen malzemeler.

Mutfak, dairedeki en cesur hamle: tamamen, günün ortasında gece atmosferi yaratan derin, doygun maviye bürünmüş. Ortasında paslanmaz çelikten monolitik bir mutfak (Euromobil) duruyor; dramatik bir sarkıt lambayla altı kişilik yüksek bir masa ise bilinçli olarak bir bar tezgâhını taklit ediyor. İçinde yemek pişirip kaçtığınız bir mutfak değil - akşam yemeğinin gece yarısına kadar uzadığı bir oda.

Çelik tezgâhlı, derin maviye boyanmış mutfak

Yatak odası aynı sarmalama mantığıyla devam ediyor: duvar ve taban aynı sıcak tonda, yatak başlığı ise - derin maviyle döşeli - duvardan duvara uzanıyor. Gömme dolaplar yetmişlerin desenli kumaşıyla kaplı, sürgülü aynalı bir kapı ise giyinme odasına açılıyor.

Üç banyo var ve hiçbiri „o beyaz olan" değil: ana banyo, duşu saran koyu tonlardaki Mutina fayanslarıyla kaplı, lavabolar özel yapım; ikincisinde daha sıcak tonlarla yuvarlatılmış bir nişe yerleştirilmiş bir küvet var; misafir banyosu ise kendine en fazlasını izin veriyor - oryantal duvar kâğıdı (Jannelli & Volpi) ve klasik bir lamba yerine arkadan aydınlatmalı bir ayna.

Bir Milano dairesinden kendi mekânlarımıza ders? Bütçede değil, cesarette: derinlemesine boyanmış bir köşe, döşemeli bir duvar, karakteri olduğu için özür dilemeyen bir oda. Dairelerimizin çoğu da „tipik planlı" aynı savaş sonrası mirası - ve bu örneğin gösterdiği gibi, tipik bir plandan ruhu olan bir mekâna giden yol, duvarları yıkmaktan değil, renkten geçiyor.