Skip to content

AB genişlemesi çıkmaza girdi: Balkanlar vetolar, tarih ve jeopolitik arasında

1 dk okuma
Paylaş
AB genişlemesi çıkmaza girdi: Balkanlar vetolar, tarih ve jeopolitik arasında

Avrupa Birliği'nin genişlemesi giderek siyasi bir çıkmaza benziyor. Net kriterlere, reformlara ve ekonomik kalkınmaya dayanan bir süreç yerine, bugün her aday devlet farklı ek taleplerle, tarihsel anlaşmazlıklarla ve ikili koşullarla karşı karşıya.

Makedonya'dan anayasa değişiklikleri ve Bulgaristan'la tarihsel meselelerin çözümü isteniyor. Sırbistan, Kosova'ya bağlanıyor. Karadağ, Hırvatistan'ın talepleriyle karşılaşıyor. Bosna-Hersek iç bölünmelerin, Arnavutluk ise uzun kurumsal reformların rehini.

Her yeni genişlemeyle birlikte, bir üye devletin komşusuna yeni koşullar dayatma olasılığı doğuyor. Böylece süreç sonsuz hale geliyor, çünkü çözülmemiş her tarihsel anlaşmazlık, azınlık meselesi ya da toprak uyuşmazlığı bir vetoya dönüşebilir.

Ek bir sorun da, bu anlaşmazlıkların bir kısmının ardında daha geniş jeopolitik çıkarların durması. Büyük güçlerin Balkanlar'da kendi stratejileri var ve çoğu zaman ulusal çıkarlarına uyan pozisyonları destekliyorlar. Bu yüzden ikili gibi görünen birçok mesele aslında daha geniş bir siyasi oyunun parçası.

Avrupa Birliği tüm adaylar için net ve eşit kurallar oluşturmadıkça, genişleme ulusal hırsların, tarihsel anlaşmazlıkların ve siyasi hesaplaşmaların rehini olarak kalacak. Ve süreç, her biri kendi çıkarına sahip yirmiden fazla devletin onayına bağlı olduğunda, şu anki modelin nihai bir çözüme götürüp götüremeyeceği sorusu doğuyor.

İşte bu yüzden bugün giderek daha çok Balkan yurttaşı Avrupa perspektifini, net bir tarihi olan gerçek bir hedef olarak değil, sürekli ertelenen ve uzaklaşan bir süreç olarak görüyor.

Batı Balkan ülkelerinin Avrupa Birliği'ne net bir alternatifi olmadıkça, bölgenin eşit bir ortak olarak görülmesini beklemek zor. Siyasette ve diplomaside saygı çoğunlukla seçim imkânından doğar, bağımlılıktan değil.

Yıllardır Balkan devletleri aynı mesajı tekrarlıyor - AB üyeliğinin tek stratejik hedefleri olduğunu. Ama bir tarafın başka seçeneği, diğerinin de karar için bir süresi olmadığında, müzakere pozisyonu eşitsiz hale gelir. O zaman koşullar kolayca çoğalır, süreler uzar ve süreç sonsuz bir bekleyişe dönüşür.

Tarih gösteriyor ki en büyük saygıyı seçimi olanlar görür, tek bir kapıya bağımlı olanlar değil. Batı Balkanlar kalkınma ve ekonomik ilerleme için gerçek alternatifler kurarsa, bölgeye yönelik tutum da farklı olur. Aksi takdirde risk, genişlemenin net bir sonu olmayan bir süreç olarak kalması ve Balkanlar'ın, ne zaman açılacağını bilmeden Avrupa'nın kapısında beklemeyi sürdürmesidir.