Skip to content

Türkiye'de kadınlar belirsiz koşullarda ölüyor, soruşturmalar hızla kapanıyor: kaç sinyal görmezden gelinmeli?

1 dk okuma
Paylaş
Türkiye'de kadınlar belirsiz koşullarda ölüyor, soruşturmalar hızla kapanıyor: kaç sinyal görmezden gelinmeli?

Türkiye'de giderek daha çok kadın ölüyor, giderek daha az soru soruluyor. Yalnızca Nisan 2026'da, „Kadın Cinayetlerini Durduracağız" platformuna göre 26 kadın cinayeti kaydedildi, bir 23 kadın daha „belirsiz ya da şüpheli koşullarda" hayatını kaybetti. 2025 yılının tamamı için öldürülen kadın sayısı en az 294. Ama her istatistiğin ardında, devletin açıkça yüksek sesle sormak istemediği bir soru var.

Kurbanların en büyük kısmı, mevcut ya da eski partnerler ve akrabalar tarafından öldürülüyor - kocalar, sevgililer, aile üyeleri. Ve çoğunun ortak yanı ürkütücü derecede tanıdık: kadın ayrılmak, barışmayı reddetmek, kendi parasını ya da gebeliğiyle ilgili kendi kararını korumak istiyordu. Başka bir deyişle, kendi hayatı üzerinde söz sahibi olmak istediği için cezalandırıldı.

Aktivistleri en çok kaygılandıran şey, intihar olarak nitelenen ölümler - pencerelerden ve balkonlardan düşmeler; ki ailelerin, avukatların ve derneklerin iddiasına göre bu soruşturmalar „mantıksal tutarsızlıklar, çelişkili ifadeler ve yetersiz toplanmış delillerle" dolu. Hiçbir kriz belirtisi olmayan bir kadın aniden üçüncü kattan „atladığında" ve soruşturma aceleyle kapandığında, soru bir şeyin şüpheli olup olmadığı değil - kimsenin neden bakmak istemediğidir.

Kurumsal arka plan tabloyu daha da karartıyor. 2021'de Türkiye İstanbul Sözleşmesi'nden çekildi - tam da Avrupa Konseyi'nin kadınları şiddetten korumaya yönelik belgesi. Derneklere göre o zamandan beri soruşturmalar zayıfladı, saldırganlara verilen cezalar hafifledi. Bir devlet koruma aracından vazgeçtiğinde, faillere verilen mesaj nettir.

Bu bölgenin okuru için bu uzak bir Türkiye hikâyesi değil. Kadınlara yönelik şiddet, ailelerin susturulması, „hiçbir şey bulmayan" soruşturmalar - bunların hepsi Balkanlar'da da acı verecek kadar tanıdık geliyor. Fark yalnızca rakamlarda ve birinin ne kadar yüksek sesle konuşmaya cesaret ettiğinde. Geriye kalan soru yalnızca Türkiye'ye ait değil: bir ölümün „belirsiz koşul" olmaktan çıkması için kaç sinyal görmezden gelinmeli?