Skip to content

Öz bakım sona sakladığın bir lüks değil: sana zaman kaybettirmeyen üç alışkanlık

1 dk okuma
Paylaş
Öz bakım sona sakladığın bir lüks değil: sana zaman kaybettirmeyen üç alışkanlık

Öz bakım bir lüks gibi geliyor - kendine ancak geri kalan her şeyi bitirdikten sonra izin vereceğin bir şey. Sorun şu ki o „geri kalan her şey” asla bitmiyor. Ve böylece, gün geçtikçe, insan kendi listesinde sonuncu kalıyor.

Uzmanların tarif ettiği tuzak tam da bu: hızlanan tempo, aile ve iş yükümlülükleri ve bize önce başkalarını düşünmeyi öğreten bir kültür, bizi farkında olmadan kendimizi ihmal etmeye itiyor. Daha az uyuyoruz, aceleyle yiyoruz, kontrolleri erteliyoruz, yorgunluğu görmezden geliyoruz. Sonra da neden enerjimiz olmadığını soruyoruz.

Önce öz bakımın ne anlama geldiğini netleştirmek gerek. Sosyal medya onu köpüklü banyoya ve spa'da bir güne indirgedi, ama gerçek daha basit ve daha zor - fiziksel, duygusal ve zihinsel sağlığa gösterilen dikkat. Kendini dinlemek, sınırlarına saygı göstermek ve uzun vadede sana yarayan kararlar almak.

Birinci tavsiye: kendine, önemli bir toplantıymış gibi zaman ayır. Günde on beş ila yirmi dakika yürüyüş, okuma, egzersiz ya da dinlenme için - ve o zamanı, bir iş randevusunu koruyacağın gibi koru. Kendinden vazgeçmemek bencillik değil.

İkinci tavsiye: suçluluk duygusundan kurtul. Öz bakım, başkalarına verdiğin özeni senden almaz - tam tersine. Dinlenmiş ve dingin olduğunda daha iyi kararlar alırsın ve en yakınlarına kendinin daha dengeli bir hâlini sunarsın. Boş bir kap hiçbir şeyi doldurmaz.

Üçüncü tavsiye: bedenle birlikte zihni unutma. Gerçek bakım zihinsel bir mola da ister - telefonu bir kenara bırak ve baskısız bir şeye kendini ver. Meditasyon, sessizlik, hedefsiz bir yürüyüş - bunlar kendimize nadiren izin verdiğimiz oksijen.

Sonunda mesele basit ama rahatsız edici: esenlik, yükümlülüklerini bitirdikten sonra hak ettiğin bir ödül değil. Onları bitirebilmen için sana güç veren temeldir. Tek soru, bir hafta daha bekleyecek misin - yoksa bugün mü başlayacaksın.