Skip to content

Aynı AK raporu, iki zıt gerçek: Mickoski şimdiye dek en iyisi diyor, Brüksel ise mahkemelere yalnızca yüzde 21'in güvendiği uyarısını yapıyor

1 dk okuma
Paylaş
Aynı AK raporu, iki zıt gerçek: Mickoski şimdiye dek en iyisi diyor, Brüksel ise mahkemelere yalnızca yüzde 21'in güvendiği uyarısını yapıyor

Brüksel bir rapor yazdı, ülkemizde ise herkes onu işine geldiği gibi okuyor. Avrupa Komisyonu, Hukukun Üstünlüğü Raporu'nda yargı üzerindeki baskının sürdüğü uyarısını yapıyor - başbakan Hristijan Mickoski ise aynı belgeyi Makedonya'nın şimdiye dek aldığı en iyi rapor ilan etti. Aynı metin, iki zıt gerçek. Soru şu: vatandaşlar bunların hangisini kendi tenlerinde hissediyor.

17 Temmuz'da yayımlanan rapor, diplomatik dilde ölçülü, ama özünde net. Diğer erklerden gelen müdahale ve baskının, deniyor, yargının bağımsızlığı için ciddi endişe yaratmayı sürdürdüğü. Yetkililer ve hükümet temsilcileri hâkim ve savcılara yönelik kişisel eleştirileri artırdı, yargının „temizlenmesi“ne dair açıklamalar ise bağımsızlığını zedeleyebilir.

Canı yakan rakamlar

Raporun en sert kısmı değerlendirmeler değil, yüzdeler. Vatandaşların yalnızca yüzde 21'i ve şirketlerin yüzde 19'u mahkemelerin bağımsızlığını iyi olarak değerlendiriyor - önceki yıla göre yüzde 28 ve 26'dan düşüş. Güven düşüyor ve Komisyon suçluyu doğrudan adıyla anıyor: Hükümetten, siyasetçilerden ve ekonomik çıkarlardan gelen baskı algısı.

Bir de para var. Yargı sistemi için 2026 bütçesinde GSYİH'nin yüzde 0,28'i ayrıldı, oysa yasa yüzde 0,8 istiyor. Savcılık için - yasal olarak öngörülen 0,4'e karşı yüzde 0,21. Başka bir deyişle, yargı, yasanın kendisinin güvence altına aldığının neredeyse üçte biriyle finanse ediliyor. Sana bütçeni onaylatmak için seni eleştirene bağımlıyken bağımsız olmak zordur.

Başbakan geri adım atmıyor

Mickoski geri çekilmemekle kalmadı - hâkim ve savcıları alenen eleştirmeyi sürdüreceğini ve sonuç göstermeden daha fazla para almayacaklarını bildirdi. „Onları eleştirmeye ve alenen sonuç talep etmeye devam edeceğim. Vatandaşlar tatmin edici bir adalet dağıtımı olmadığını kendileri görüyor“, dedi ve raporu şimdiye dek en iyisi olarak değerlendirdi.

Muhalefet ise onu bambaşka okuyor. LSDM'den, İcra Kurulu üyesi Aleksandar Naumoski aracılığıyla, raporun „acı gerçeği“ ifşa ettiğini söylüyorlar - reform yok, yolsuzluk yaygın ve yargı siyasi baskı altında. „Brüksel'den gelen rapor kırmızı karttır“, dedi Naumoski, iktidarı başbakanın „duygularını“ Anayasa'nın üzerine koymakla suçlayarak.

İktidarın kendini övmesi ile muhalefetin alarmı arasında, iki tarafın da kendi lehine çeviremeyeceği bir veri duruyor: beş vatandaştan dördü mahkemelerin bağımsızlığına güvenmiyor. Bu Brüksel'in tutumu değil, LSDM'nin de değil - bu bizzat halkın tutumu. Ve siyasetçiler raporun kime ait olduğu üzerine atışırken, adalete duyulan güven erimeyi sürdürüyor. Bunun hesabını kim verecek?