Skip to content

Neden her şeye "evet" deyip tükeniyorsun: her sözden önce kendine sorman gereken üç soru

1 dk okuma
Paylaş
Neden her şeye "evet" deyip tükeniyorsun: her sözden önce kendine sorman gereken üç soru

İş arkadaşın hafta sonu onun yerine çalışmanı istiyor. Akraban çocuğuna bakmanı istiyor. Patronun "sadece şunu da" yapıp yapamayacağını soruyor. Sen de daha düşünmeden "evet" diyorsun. Vaktin olduğu için değil, "hayır" sana hakaret gibi geldiği için.

Neurofitness yönteminin yaratıcısı terapist Catalina Hoffmann mekanizmayı süslemeden anlatıyor: "Evet dediğimizde, içten içe tükendiğimizi bilsek de başkalarına yardımcı olduğumuzu hissediyoruz." "Evet"i iyi, ulaşılabilir, faydalı ve ihtiyaç duyulan biri olmakla ilişkilendirmeyi öğrendik. "Hayır"ı ise çatışma, hayal kırıklığı ve "bencil" etiketiyle ilişkilendiriyoruz. Bu yüzden gerçekte kaldıramayacağımız işleri üstleniyoruz.

Ona göre sorun, söz verdiğin her şeye nasıl zaman bulacağınla sınırlı değil. "Başkalarına verdiğimiz o evet, çoğu zaman kendimize karşı bir hayıra dönüşüyor." Kökünde, sınırlayıcı inançlar denen şey var: hiçbir kanıt olmadan mutlak gerçek olarak kabul ettiğimiz ve gelişimimizi frenleyen düşünceler.

Değerin yaptığın iyiliklerle ölçülmez

Başkaları için yaptıkların kadar değerli olduğuna inanıyorsan, koyduğun her sınır sana suçluluk getirir. Hoffmann, "Şöyle düşünüyoruz: yardım edebiliyorsam etmeliyim. Ama bir şeyi yapabiliyor olmamız, her zaman yapmak zorunda olduğumuz anlamına gelmez" diye açıklıyor. Öğrenmemiz gereken fark, istediğimiz için yardım etmek ile değerli hissetmek için kendimizi mecbur hissettiğimizden yardım etmek arasındaki fark.

Sınırda olduğunun işaretleri

Beden, kafa kabul etmeden önce haber verir. Uzmana göre işaretler artan sinirlilik, yorgunluk, sabrın azalması, kötüleşen uyku ve her küçük şeyin muazzam bir çaba gerektirdiği hissi. Çoğu zaman normalde keyif aldığın şeylere karşı isteğin de kaybolur. Ama en net alarm başka: "Yaptığın her şeyin bir yükümlülük olduğunu ve kendine hiç alan kalmadığını hissetmeye başladığında sınıra ulaşmışsın demektir."

O zaman, diyor, durup kendine şunu sormalısın: yaptıklarımın ne kadarını gerçekten seçiyorum, ne kadarını yapmak zorunda olduğumu düşündüğüm için yapıyorum? Cevap genellikle rahatsız edicidir. Tam da bu yüzden işe yarar.

Drama olmadan "hayır" nasıl denir

Hoffmann başlangıç için birkaç düşünce sunuyor. Sınır koymak, başkalarını önemsemeyi bırakmak değil, kendini de önemsemeye başlamak demek. "Hayır" soğuk ya da saldırgan olmak zorunda değil: "Şu an yapamam", "Buna yetişemiyorum" ya da "Söz vermesem daha iyi, çünkü istediğim gibi yapamayacağım." En önemlisi de şu: her sınırı gerekçelendirmek zorunda değilsin. Suçluluk duygusu ortaya çıkacak, özellikle başta, çünkü alışık olmadığın bir şey yapıyorsun. "Ama suçluluk hissetmek kötü bir şey yaptığın anlamına gelmez. Bazen sadece kendine öncelik vermeyi öğrendiğin anlamına gelir" diyor.

Püf noktası: hemen cevap verme

En basit tavsiye aynı zamanda en güçlüsü. Otomatik bir "evet" yerine cümle şu: "Biraz düşüneyim, sana haber veririm." Söz vermeden önce kendini dinlemene alan açan küçük bir ifade. Hoffmann bu alanda üç soru öneriyor: Vaktim var mı? Enerjim var mı? Bunu gerçekten yapmak istiyor muyum? Bunlardan herhangi birinin cevabı "hayır"sa, otomatik "evet" muhtemelen bir sınıra dönüşmeli.

Bir akrabamıza ya da arkadaşımıza, sırf kırılmasın diye kaç kez "evet" dedik? Belki de bu tavsiyeye tam da bu yüzden ihtiyacımız var. Kimse sana senin kendine bakabileceğin kadar iyi bakmayacak; ve geri kalan her şey o noktadan, kendi sağlığından ve huzurundan inşa edilir.