Skip to content

Anahtarları ararken kendi kendine konuşuyorsun: sakladığın şey tam da seni sakinleştiren mekanizma

1 dk okuma
Paylaş
Anahtarları ararken kendi kendine konuşuyorsun: sakladığın şey tam da seni sakinleştiren mekanizma

Anahtarlarını ararken kendi kendine yüksek sesle konuşurken yakaladıysan kendini, büyük olasılıkla hemen etrafa bakıp seni gören olup olmadığını kontrol etmişsindir. Psikoloji bunun yanlış refleks olduğunu söylüyor. Yüksek sesle söylemek bir şeyin ters gittiğinin işareti değil - insan düşüncesinin normal işleyişinin bir parçası.

Psikolog İzaskun Bastera bunu son derece doğrudan koyuyor: kendi kendine konuşmak, beynin çalışma biçiminin bir parçasıdır. Bir şeyi söylediğinde dil, dikkat, çalışma belleği ve yürütücü işlevlerle bağlantılı alanlar etkinleşir - planlamada, problem çözmede ve dürtü kontrolünde yer alan aynı kapasiteler. Başka bir deyişle, ağız beynin toparlanmasına yardım eder.

Mekanizma kulağa geldiğinden daha basit. Kafadaki duygu düzensizdir - aynı anda his, görüntü ve korkudan oluşan bir yumaktır. Onu söylemek için bir cümleye dönüştürmen gerekir. Cümle ise düzen ister: önce bu, sonra şu, dolayısıyla bu. O sıralama anı, duyguyla eylem arasında duran adımdır. Bu adımı atlayanlar dürtüsel tepki verir, çünkü duracak yerleri olmamıştır.

Bir koşul var ve belirleyici olan o - ton. „Olumlu iç diyalog kullanırsak, duygusal yoğunluğu azaltmak, hissettiğimizi adlandırmak, onu işlemek ve daha az dürtüsel tepki vermek daha kolaydır” diyor Bastera. Aynı teknik acımasız özeleştiriyle tam ters etki yaratır. Ne kadar beceriksiz olduğunu yüksek sesle tekrarlamak duyguyu işlemek değil - onu güçlendirmektir.

Kararlarda da işe yarar. Seçenekler yalnızca kafada kaldığında dönüp durur ve sabahın üçünde hepsi eşit derecede kötü görünür. Söylendiklerinde yan yana dizilmek zorunda kalır ve farklar yüzeye çıkar. „Bir fikri sözelleştirmek bizi bilgiyi düzenlemeye, seçenekleri değerlendirmeye ve daha düşünsel bir süreç yürütmeye zorlar” diye açıklıyor Bastera.

Balkanlar'da yüksek sesle düşünme etrafında kurulmuş bütün bir kültür var - adı arkadaşla kahve ve tam olarak bu: kafadaki dağınık yumağı dinleyen birinin önüne koymak. Sorun, bu ritüelin yavaş yavaş mesaj yazmaya indirgenmesi; yazmak ise aynı şey değil. Bir ayrım yapmaya değer: sesler kendine ait değil de başkasına aitmiş gibi yaşanıyorsa, bu artık bu mekanizma değildir ve uzmanla konuşmayı gerektirir.